Business World Global



Tüm Dünyayı Etkisi Altına Alan
COVID-19 Salgınında SON DAKİKA Gelişmeleri

#BizBizeYeteriz Türkiyem! Korona yaz 8119'a gönder 10 TL bağışta bulun

Türk Amerikan İlişkileri Ortak Akıl Raporu.

Türk Amerikan İlişkileri Ortak Akıl Raporu.
2.411
15 Mayıs 2019 - 7:04

1) Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceğinde Ekonomi ve Ticari İşbirliği Ekseni;

 

  1. Türkiye’nin üretim üssü olma becerisi;

Türkiye halihazırda orta-üst gelirli bir ülke konumundadır ve bu çerçevede Türkiye’de işgücü maliyetleri üst düzeyde gelişmiş ülkelere kıyasla düşük olmakla birlikte düşük ve orta-alt gelirli ülkelere kıyasla yüksektir. Şu halde, Türkiye’nin bir taraftan yüksek gelirli ülkeler arasına girebilme noktasında adımlar atabilmesi diğer tarafta da üretim üssü olma düzeyini artırabilmesi için emek-yoğun sektörlerden sermaye-yoğun sektörlere doğru bir yönelim gerçekleştirmesi gerekmektedir. Bunu gerçekleştirebilmenin yolu ise Türkiye’nin halihazırdaki üretim teknolojisi düzeyini daha ileri noktalara taşıması zorunludur. Bu noktada kısa vadede yapılması gereken şey kazan-kazan prensibi çerçevesinde Türkiye’ye doğrudan yabancı yatırımlar çekmek ve bu yatırımlar vasıtasıyla Türkiye’nin know-how kapasitesini geliştirmektedir.

Türkiye uzun dönemli vizyon ve stratejisini ise özellikle orta ve yüksek teknolojili ürünlerde üretim üssü haline gelerek orta ve yüksek teknolojili sektörlerin üretim ve ihracat içindeki paylarını artırmak, düşük teknolojili sektörlerde katma değeri yüksek ürünlere geçişi sağlamak üzerine kuracağı ekonomik bir senaryo üzerinde çalışma yapmalıdır.
Karşılıklı OSB bölgeleri, teknoloji, Ar-Ge, ürün bazlı farklılaştırılmış STA’lar, yenilikçilik, tasarım, markalaşma, dijital dönüşüm, kümelenme, bu ekonomik senaryodaki en önemli aktörler olarak öne çıkmalıdır.

 

  1. Türkiye’nin nüfus gücünün Türkiye’nin insan kaynağı arz ve talep güvenliği açısından anlamı;

Türkiye’de ortalama yaşın 29 olmasına istinaden hızlı bir şekilde ivmelenen çalışabilir yaştaki nüfus hızı ve buna bağlı olarak aynı hızda yeni istihdam kaynaklarının yaratılamaması, son yıllarda özellikle de genç nüfusta işsizlik oranlarında büyük bir sıçramaya neden oldu. TUİK’in açıkladığı son rakama istinaden genç nüfusun 5’te biri işsiz durumda. NEET diye tabir edilen “alışmayan, işgücünde yer almayan, eğitim veya öğrenim hayatında olmayan ya da beceri artırımı faaliyetlerinde bulunmayan” kesim olarak tabir edilen 15-24 yaş arası popülasyon da ise bu oran yüzde 30 civarındaki bu skor, OECD içinde en kötü skor. İşgücü piyasası ile ilgili bir diğer önemli sorun alanı ise ülkede işsizlik oranları yüksek olmasına rağmen, işgücü piyasasının ihtiyaç duyduğu alanlarda eleman temininde ciddi sorunlar yaşanmasından kaynaklanıyor. Bu durum genel olarak ülkede genç nüfusun ve özellikle göçle birlikte tarım sektöründen gelen nüfusun işgücü piyasasının ihtiyaç duyduğu nitelikte işgücüne dönüştürülememesinden, yani mesleksizlik probleminden ileri geliyor. Türkiye’nin “insan kaynağının belirlenmesi”, nitelikli eleman teminindeki sorunları hızlıca çözmesi gerekiyor. Türkiye’nin ara eleman değil “aranılan eleman” yetiştirmesi politikasıyla teknik bilgi ve deneyim gerektiren teknik eğitimi ön plana çıkartması gerekiyor.

 

  1. Türkiye’nin bugün ve gelecekte talep potansiyeli;

Türkiye’de medyan yaş 31’dir. Şu haliyle Türkiye üst düzeyde gelişmiş ülkelere kıyasla oldukça genç ve dinamik bir nüfusa sahiptir. Türkiye’de ortalama ekonomik büyüme oranı 1950-2017 sürecinde yılda ortalama yüzde 4,7 düzeyindedir. 2002-2017 dönemindeki ortalama ekonomik büyüme ise yüzde 5,7 düzeyindedir. Bu genel tablo Türkiye ekonomisinin genç ve dinamik nüfustan aldığı güçle oldukça enerjik ve canlı bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Öte yandan, nüfusun zaman içinde yaşlanmakta olduğu da bir vakıadır. Şu halde, Türkiye genç nüfus yapısından neşet eden ekonomik canlılığı orta-uzun vadede sürdürebilecek gibi görünmektedir. Fakat bu avantaj uzun vadede hatırı sayılır ölçüde ortadan kalkacaktır. Bu çerçevede, Türkiye ekonomisi söz konusu fırsat penceresi henüz açık iken ekonomik dönüşümünü tamamlamalı ve bir ihracat ekonomisi haline gelerek yüksek gelirli ülkeler arasında katılmalıdır. Türk ekonomisi için gıda ve hayvancılık, tarım, otomobil endüstrileri gibi Türkiye’nin büyümesinde itici güç olma potansiyeli bulunan endüstriler olarak birçok fırsat barındırmaktadır.

 

  1. Türkiye’nin Avrasya’da doğrudan yatırımlar adına ‘çekim merkezi’ olma özelliği;

Türkiye’nin mevcut gelir ve teknoloji düzeyi hesaba katıldığında Avrasya’da bulunan Japonya, Güney Kore ve Almanya gibi sanayileşmiş ülkelerden doğrudan yatırım çekebilmesi ve bu şekilde teknolojik ilerlemeyi sağlayabilmesi gerekmektedir. Bu noktada, Türkiye “teknoloji transferi” nihai amacını gerçekleştirebilme noktasında bu alanda iyi bir konumda bulunan imalat sektörü şirketleriyle Türk şirketlerini bir araya getirerek uzun vadeli ikili işbirliklerinin gerçekleşmesine ön ayak olmalıdır. Şirketler arasında gerçekleşecek söz konusu ikili antlaşmalarda Türk şirketlerinin ikili antlaşma yaptıkları yabancı şirketlerden anlamlı ölçüde teknoloji transferi yapabilmeleri garanti altına alınmalıdır.

 

Özellikle Rusya, Kazakistan ve Belarus kuruluşunda başı çektiği Avrasya Ekonomik Birlikteliği sonrası sonrası tekrar gündeme gelen ve ABD ile ABD etkisine karşı durabilecek yeni bir siyasi ve ekonomik güç haline gelecek Avrasya, Türkiye için de büyük önem arz ediyor. Türkiye’nin Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nde olduğu gibi Avrasya’da etkinliğini artırması gerekiyor. Türkiye’nin üretim, katma değer, kalkınma ve istihdam adına sürdürülebilirlik, uluslararası yatırımlar ve bölgesel üretim, ticaret ve finans merkezi olma adına ‘çekim merkezi’ olma özelliğinin güçlendirilmesi, teknolojik dönüşüm, akıllı planlama ve strateji oluşturma becerisini geliştirerek AB’ye alternatif olacak Avrasya kartını iyi okuması ve yorumlaması gerekiyor.

 

  1. ABD’deki yerleşik Türk kökenli iş âleminin Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceğinde ekonomi ve ticaret diplomasisinin güçlendirilmesinde üstlenecekleri rol;

Türkiye’nin ihracatı son yıllarda yakaladığı ivme ile birçok ülkede artarken, ABD ile ihracat rakamlarında arzulanan seviyeye ulaşılamıyor. İki ülke iş adamlarının ve halklarının birbirini tanımamasından ve bilgi noksanlığı konusunda yaşanan sıkıntılardan kaynaklanan bu durum, gelecek dönemde ABD ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi gerekiyor. Halklar arasında tanınırlığı yaratmada özellikle ABD’deki Türk kuruluşları ve ABD’de yaşayan Türklerin birlik ve beraberlik için organize olabilme kabiliyetleri büyük önem taşımaktadır. Tüm Türk iş insanlarının birlikteliğiyle kurulacak bir ekonomik platform iki ülke ekonomisi arasında geliştirilmesi gereken ekonomi ve ticaret diplomasisinin gelişiminde büyük rol oynayacaktır.

Özellikle ABD’de ikamet eden Türk şirketlerinin, ABD’li şirketlerle ortak iş yapabilme alışkanlığını kazanması büyük önem arz etmektedir. Özellikle risk sermayesini destekleyen ABD’li şirketlerle, Türk şirketlerini bir araya getirerek, onların tecrübelerini, artı kaynaklarını Türkiye’ye aktararak, iki ülke arasında ekonomi diplomasini geliştirmenin en önemli adımını atmamız gerekmektedir.

 

  1. Türkiye ile ABD arasında belirli sektörlerde ihtisaslaşmaya dayalı bir serbest ticaret anlaşmasının Türkiye-ABD ilişkilerinin geleceğine etkileri;

Yıllardır ABD ile Türkiye arasında süregelen ikili siyasi ilişkilere ve her iki ülkenin sahip olduğu büyük ekonomik potansiyele rağmen, ekonomik ilişkilerin aynı düzeyde olmaması ve ticaret rakamlarının potansiyelin gerisinde kalması, özellikle Türkiye tarafını bu sorunun geliştirilmesi yönünde arayışlara itmektedir. ABD pazarının büyüklüğü ve ihracatçılarımız bakımından çekiciliği nedeniyle, işadamlarımız, bunların oluşturdukları meslek kuruluşları ve birlikler de bu yönde çeşitli girişimlerde bulunmaktadırlar.

Sektör kuruluşlarımız, başta ABD ile Türkiye arasında bir serbest ticaret anlaşması (STA) imzalanması olmak üzere tekstil kotalarının kaldırılması/artırılması ve ülkemize tanınan tercihli ticaret imkânlarının geliştirilmesi yönündeki taleplerini çeşitli vesilelerle dile getirmektedir. Özellikle tekstil, hazır gıda ve konfeksiyon sektörü gibi belirli ihtisas alanlarında ABD’nin uyguladığı kotaları ortadan kaldıracağı bir serbest ticaret anlaşması, kuşkusuz, dış ticaretimize yeni bir ivme kazandıracak ve ABD pazarındaki payımızı artıracaktır. Bununla birlikte, üzerinde durulması gereken en önemli husus, ABD pazarında yeni kazanımlar elde etmek uğruna dış ticaret politikamızda gümrük birliği ve diğer ülkelerle yapılan serbest ticaret anlaşmaları ile elde edilen kazanımlardan vazgeçilmemesi ve yeni düzenlemelerin mevcut yükümlülüklerimiz ile bağdaştırılmasıdır.

  1. Özellikle savunma sanayi, sağlık ve ilaç sektörü, havacılık gibi önemli sektörlerdeki işbirliklerinin, STA’ların yeniden gözden geçirilerek stratejik partnerliğe de uygun hale getirilmesi ve bu alanlarda her iki ülke nezdinde yeni yatırım fırsatlarının değerlendirilmesi;

ABD’nin Meksika ile olan yıllık ticaret hacminin 670 milyar Doların üzerinde olduğu noktada, ABD ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi ise 24 milyar Dolar civarında. Türk-Amerikan ticaret ilişkilerine sektörel olarak baktığımız zaman ihracat kalemlerinin demir-çelik, doğal taş, enerji-kimya ve havacılık sektörü, özellikle yan sanayi olarak sıralandığını, ithalat ayağında ise savunma sanayi, ecza-kimya ürünleri ile finans ve otomotivin öne çıktığını görüyoruz. Özellikle savunma sanayi, sağlık ve ilaç sektörü, havacılık gibi önemli sektörlerdeki STA’lar yeniden gözden geçirilmelidir. Türk işadamlarının yasal süreci iyi bilerek, pazar ve rakip analizini doğru yaparak, gerek direkt olarak gerekse güçlü ortaklarla ABD pazarında çalışabilecek potansiyeli bulunmaktadır.

  1. ABD’de var olan büyük fon kuruluşlarının kaynaklarının sadece finansal sektörlerde değil sanayi, teknoloji, tarım vb. gibi sektörlerde yatırıma dönüştürülebilmesi için tüm kurum ve kuruluşların faaliyette bulunması ve üzerine düşen görevi yerine getirmesi;

Türk Lirasında son yıllarda yaşanan değer kayıpları göz alındığında büyük yabancı fon kuruluşları için büyük bir fırsat bulunuyor. Türkiye’de fonlar özellikle perakende sektörü, enerji, bilişim, telekom, imalat ve finansal hizmetler takip ediyor. Gayrimenkul sektörü de son dönemde revaçta. Özellikle Körfez ve ABD’li fonlar, markalı konut projelerine ortaklık teklif ediyor. Türkiye yakalanan bu ivmeyi özellikle tarım, teknoloji ve sanayi bazlı şirketlere de çekerek kısa vadede kar yapmak isteyen fonların radarına girmek kadar uzun vadede gelir beklentisi olacak ve girdikleri şirketleri geliştirecek fonlara da ev sahipliği yapması gerekiyor.

POPÜLER FOTO GALERİLER
POPÜLER VIDEO GALERİLER
sanalbasin.com üyesidir

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları businessworldglobal.com'a aittir, haberleri kopyalamayınız.