Business World Global

SURİYE İÇ SAVAŞI VE TÜRKİYE-RUSYA-İRAN GÖRÜŞMELERİ.

SURİYE İÇ SAVAŞI VE TÜRKİYE-RUSYA-İRAN GÖRÜŞMELERİ.
10.979
07 Mayıs 2019 - 21:19

Ortadoğu, tarihin birçok sayfasında süper güçlerin büyük oyunlar oynamak istediği bir sahne olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda Suriye’nin ve Suriye içerisinde gerçekleşen çatışmaların uluslararası değeri tartışılamaz büyüklüktedir.

Suriye’de yalnız muhalif taraflar ve Beşşar Esad’ın savaşmadığı açıktır. Herbiri kendi çıkarları için bölgede sürekli olarak söz sahibi olmaya çalışan yada bölgeden dolaylı yollardan faydalanmaya çalışan ABD, Fransa, İsrail, Suudi Arabistan gibi ülkeler mevcuttur. Ancak sahnede en çok konuşulan muhakkak soğuk savaştan sonra, özellikle Vladimir Putin yönetiminde dış politikası daha iddialı ve uyumlu hale gelen aynı zamanda Suriye savaşı  karar tasarılarını devamlı olarak veto eden Rusya, Beşşar Esad’ı devrilmekten kurtaran ve sürekli destek çıkan İran ve tabii olarak hem bölgeye yakınlığı hem de başarılı olarak sonuçlandırdığı IŞİD’e karşı  Fırat Kalkanı Harekâtı ve PKK’nın Suriye’deki kolu YPG’ye yönelik Afrin’deki Zeytin Dalı Operasyonu ile Türkiye bulunur.

Suriye’deki çatışmalar, diktatör rejime karşı olan doğal ve büyük oranda barışsal bir ayaklanmadan tam teşekküllü bir savaşa; bir proxy savaşına, bir devrim niteliği taşıyan devlet çöküşüne, uluslararası silahlı çatışmalara, terörist yapılanmalara ve hepsinin bir arada bulunduğu bir insani drama dönüşmüştür. Suriye’deki bölgeyi istikrarsızlaştıran bu çatışmalarda neredeyse nüfusun yarısı mülteci olarak farklı ülkelere sığınmıştır ve farklı kaynaklara göre ölü sayısı her geçen gün değişmektedir, şu ana kadar yaklaşık olarak 500 binden fazla insan hayatını kaybetmiş ya da kaybolmuştur.(1)

  1. Tarihsel Süreç

Suriye, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’ndaki yıkılışına müteakip 1916’da Sykes-Picot anlaşması ile uluslararası sahneye adımını atmıştır.(2) Suriye 1921’den,  kendi resmi bağımsızlığını 1946’da ilan edene kadar,  Milletler Cemiyeti mandası altında Fransa tarafından yönetilmiştir.(3) Suriye, 1946 ve 1960 yılları arasında zayıf kurumlaşmış, darbeye yatkın ve yetersiz bir politik dönem geçirmiştir. Sadece 1949 yılında 3 askeri darbe geçirmiştir. Baas rejimi Suriye’yi 1963’den beri yönetmektedir ve rejim Esad aliesi’nin 1970’den beri kontrolü altındadır. Otuz yıl sonra popüler olmayan tek kişilik iktidar Hafız Esad ölmüş ve bir anayasa değişikliği sayesinde oğlu Beşar Esad 2000 yılında, halkın referandumuyla cumhurbaşkanı seçilmiştir.(4) Şam Baharı olarak bilinen kısa bir gelişme ve açıklık döneminden sonra Beşşar Esad güçlü ve otoriter bir yapıyı yeniden kurmuştur. Sivil ve toplumsal özgürlük kesilmiş ve Suriye güçlü etnik ve mezhepsel ayrışmalara sahne olmuştur. Suriye tarihsel sürecinin getirdikleri ile kaçınılmaz olan çatışmalara 15 Mart 2011 itibari ile sürüklenmiştir.

Mart 2011’de Suriye’nin on dört valiliğinden birisi olan, ülkenin en güneybatısında, Ürdün sınırında bulunan Dera valiliğinin başkenti ve en büyük şehri Daraa’da bir grup gencin okullarının duvarlarına yaptığı Esad karşıtı graffitiler Tunus ve Mısır hükümetlerinin düşmesine sebep olan huzursuzlukları çağrıştırması sebebi ile, Suriye rejiminin, gençleri kısa sürede göz altına alıp işkence etmesi ve bu olaya insanların tepkisi ile sonuçlanmıştır. Suriye rejimi protestolara karşı, gösterileri bastırmak amacı ile şehri tanklar ile kuşatmış ve protestocular şiddet ile karşı karşıya kalmıştır. Bu olayların ardından ülkenin dört bir yanında protestolar artmış ve gösteri yapan insanlar Esad rejimi tarafından “terörist” olarak adlandırılmıştır. Durum uluslararası camiada ses bulmuş ve Esad yönetimi sert önlemleri sebebiyle bazı diplomatik yaptırımlara tabi tutulmuştur. Rejim askeri önlemlerini tanklardan bombalara ve bombalardan kimyasal silah kullanımına çok hızlı bir şekilde artırmıştır. Esad gücünü kaybederken 2012’nin sonlarına doğru Rusya ve İran’ın desteği ile yeniden güç kazanmıştır. Rusya, Çin’in de desteğini alarak özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olması sebebi ile Suriye konulu tasarıları veto etmiş ve Esad rejimini uluslararası bir tehditten kurtarmıştır. Rusya, Esad rejimini silahlı olarak da desteklemiş ve Eylül 2015’de bölgedeki etkinliğini Rus Silahlı Kuvvetleri’ni Suriye’ye yerleştirerek ve bölgede üç ayrı askeri tesis oluşturarak ön plana çıkarmıştır.(5) Diğer taraftan İran, Suriye rejimine strateji belirlemek adına askeri danışman sağlamış, kendi proxy gücü Hizbullah’ı çatışmaya eklemiş, Şii militanları ile Suriye ordusuna katkıda bulumuş ve Rusya’ya ilaveten petrol desteği ve silahlı yardımlarda bulunmuştur.

Rejim karşıtı taraf ise çatışmaların başında olduğu gibi silahlanmayı Özgür Suriye Ordusu’nun 2011’deki ilanı ile sürdürmüş, Turkiye, Körfez ülkeleri(Qatar, Suudi Arabistan), devlet dışı gruplar(Müslüman Kardeşler), ABD ve Avrupa’dan kısıtlı destekler ve bireysel bağışçılar aracılığıyla destek almıştır. Suriye’de rejim karşıtı birden çok aktör bulunmakta ve bu aktörler birbirlerinden bağımsız hareket etmekte bunun sonucu olarakta bir birlik oluşturmanın dışında Suriye’deki çatışmaları daha komplike bir seviyeye taşımaktadır. Farklı ideolojileri benimsemiş bu farklı örgütlerin en çok konuşulanları elbette  El-Nusra Cephesi ve IŞİD’dir. Silahlı örgütlerin yanı sıra Suriye yönetimine politik anlamda muhalefet, varlığını Suriye dışında Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu adı altında sürdürmektedir.(6)

  1. Barış Görüşmeleri Süreci

Suriye’de rejim ve rejim karşıtı taraflar, Suriye’deki çatışmaları bölgesel ve küresel bir vekalet savaşına(proxy war) çevirmiş ve kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirme çabasına girişmişlerdir, bu durum Suriye’deki çatışmayı tarihte çözümü en zor olan çatışmalardan biri haline getirirken beraberinde büyük bir insanlık krizini de gözler önüne sermektedir. İşte tam bu noktada ülkelerin anlaşma yolunda yaptığı görüşmeler çatışmaların diplomatik yollarla çözülebileceği konusunda bir umut ışığı yakmıştır.

Herkesin herkese karşı olduğu Hobbesian savaşına dönüşen Suriye’de ateşkes nihai bir siyasi çözüm için yeterli bir koşul olmayabilir ancak nihai bir çözüm yolunda gerekli olması kuvvetle muhtemeldir. Suriye’de bir barış süreci başlatmak adına yapılan çalışmalar Kofi Annan(BM Süriye Özel Temsilcisi)’nin hazırladığı barış planı ile başlamıştır. Önce Rusya’ya ve sonra da Şam’a giden Annan, 6 madde içeren barış planı üzerinde Esad ile anlaşmaya vardıklarını bildirmiştir. Esad rejimi daha sonra barış planında bulunan “rejimin ağır silahlarını kent merkezlerinden çekmesi” bölümünü kent merkezlerini ülkede çıkabilecek silahlı gruplara imkan sağlayacağı görüşü ile tedit olarak algılamış ve plan hayata geçirilememiştir.(7)

Cenevre-1

30 Haziran 2012 tarihinde Cenevre’de düzenlenen zirve Suriye’deki çatışmaların durması adına yapılmış olan ilk zirvedir. Zirve, BM Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan koordinatörlüğünde gerçekleşmiş ve BMGK daimi üyeleri 5 ülke ile beraber Türkiye, Kuvety, Katar AB temsilcileri, Arap Birliği Temsilcileri ve Irak katılırken, Esad rejiminden ve muhalefetinden katılım gerçekleşmemiştir.(8) İlk Cenevre zirvesi de sonuçsuz kalmıştır bunun en büyük sebebi katılımcı devletler arasında egemen olma isteği konusundaki anlaşmazlıklardır. İran ve Suriye taraflarının zirvede bulunmaması da anlaşmazlıkları güçlendirmiştir. Kofi Annan, görüşmelerde ateşkes sağlanamamasının ardından istifa etmiştir.

Cenevre-2

22 Ocak-16 Şubat 2014 yılında, ilk Cenevre sürecinden bir buçuk yıl sonra Cenevre-2 görüşmeleri başlatıldı. Lahtar İbrahimi’nin BM Suriye Özel Temsilcisi olarak bulunduğu Cenevre-2 zirvesine Suriye rejimi, Suriyeli Muhalif ve Devrimci Güçler Koalisyonu (SMDK) ve Türkiye dahil birçok ülke katıldı. İran’a davetiye yollanacaktı ancak, muhaliflerin ‘İran varsa biz yokuz!’ söylemleri dolayısıyla bu durum gerçekleşmedi. Cenevre-2’nin de diğer görüşmeler gibi başarısız olmasının sebebi Esad’ın gitmesini isteyen ve Esad’ın destekçileri arasında mutabakata varılamamasıdır.(9)

Cenevre-3

Sürekli gecikmeler ve ertelemeler ardından 1 Şubat 2016’da başlayabilmiş olan ancak birkaç günün ardından Stefan De Mistura tarafından görüşmelerin 25 Şubat 2016’ya kadar askıya alındığı açıklanan 3. Cenevre zirvesi, diğer görüşmeler gibi sonuçsuz kalmış ve Esad rejiminin Halep’i kuşatması ile birlikte herhangi bir çözüme varamadan sonlanmıştır. İran ilk kez görüşmelere Cenevre-3 zirvesinde davet edilmiştir.(10)

Astana Görüşmeleri

Türkiye, Rusya ve İran’ın 20 Aralık 2016 tarihinde Suriye üzerinde aldıkları ateşkes kararı haberlerinin ardından Türkiye mutabakatı olumlu karşıladığını bildirmiş ve Türkiye, Rusya ve İran barış görüşmelerinin garantörü olması üzerinde fikir birliği sağlanmıştır. 30 Aralık 2016 itibariyle yürürlüğe giren ateşkes ile birlikte, bu üçlünün garantörlüğünde Astana Görüşmelerine başlanmıştır. Türkiye, Rusya ve İran,  Suriye’deki ateşkesin devamı için üçlü bir mekanizma oluşturulmuştur. Muhalif gruplara Şubat ayında Cenevre’de yapılacak konferansa katılma ve El Nusra ile IŞİD gibi gruplara karşı savaşma çağrısı yapılmıştır.(11) 2. Astana görüşmesinde Suriye’deki çatışmaların çözümüne yönelik en somut adımlardan biri çıkmıştır. Rusya Dışişleri Bakanlığı yetkilisi tarafından “Astana’daki görüşmelerin somut sonucu Rusya, İran ve Türkiye’den oluşan bir görev gücü kurulmasına ilişkin maddenin kabul edilmesi oldu” şeklinde dile getirdiği bu gelişme bölgede söz sahibi olmak isteyen bölge ülkeleri adına önemli bir adım olmuştur.

Cenevre-4

23 Şubat 2017’de, Cenevre-4 görüşmeleri 2016’da yaşanan anlaşmazlıklar sebebi ile düzenlenemeyip bir sonuca ulaştırılamayan Cenevre-3 ardından başlatılmıştır. Cenevre-4 görüşmelerine  2254 sayılı BMGK kararının yanı sıra, “terörle mücadele” başlığı eklenmiştir. 14 Mart 2017 tarihinde ise Kazakistan’ın başkenti Astana’daki Suriye görüşmelerinin 3.’sü Rusya ve Birleşmiş Milletler’in ikili görüşmeleri ile başlamıştır. Esad rejiminin BM Daimi Temsilcisi Beşşar Caferi, muhalefetin toplantıya katılmamak için Suriye rejimini ateşkes ihlalleri ile itham ettiğini ileri sürmüştür.

Cenevre-5 ve 4. Astana Görüşmesi

Cenevre-4’ü takiben Cenevre-5 görüşmeleri 22 Mart 2017 tarihinde başlamış ve terör ile mücadele görüşmelerin odak noktası olmuştur. Staffan de Mistura( BM Suriye Özel Temsilcisi) “Sahadaki çok ciddi zorluklara rağmen kimse çekip gitmedi. Bir önceki turda ‘tren istasyonda hazır’ demiştim. Şimdi treninin istasyondan yola çıktığını söyleyebiliriz. Yavaş, ama ilerliyor.” şeklinde ilerlemeleri yorumlamıştır. Cenevre sürecinin yanı sıra daha somut adımlar atan bölge güçleri, 3-4 Mayıs 2017’deki Astana görüşmelerinin 4. turunda “çatışmazlık bölgelerini”ele almıştır. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada; “Toplantıda, ateşkes düzenlemesinin garantör ülkeleri olan Türkiye, Rusya Federasyonu ve İran arasında Suriye’nin İdlib vilayetinin tamamı, Lazkiye, Halep ve Hama vilayetlerinin belli bölümleri, Homs vilayetinin belli bölümleri, Şam/Doğu Guta bölgesi ve Deraa ve Kuneytra vilayetlerinin belli bölümlerini kapsayan çatışmasızlık bölgeleri oluşturulmasına ilişkin Muhtıra imzalanmıştır. Çatışmasızlık bölgelerinin sınırları ve işleyişine ilişkin ayrıntı ve düzenlemeler, önümüzdeki dönemde üç Garantör ülke arasında tesis edilecek çalışma grubunda belirlenecektir. Çatışan taraflar arasında yukarıda sayılan bölgelerde hava unsurları dahil her türlü silah kullanımının durdurulmasını ve bölgelere acil ve kesintisiz insani yardım akışının sağlanmasını kayıt altına alan bu Muhtıra’yı memnuniyetle karşılamaktayız.” ifadelerine yer verilmiştir.(12)

Cenevre-6 ve 5. Astana Görüşmesi

16-20 Mayıs 2017 tarihleri arasında görüşmelerin temelini oluşturan 4 ana başlığın Cenevre-6’nın kısa olması sebebiyle ele alınamadan bittiği bildirilmiştir. 4-5 Temmuz 2017 tarihleri arasında gerçekleşen 5. Astana görüşmeleri sonucunda zirvede, Lavrentiev, “Bildiğiniz gibi İdlib, Humus ve Doğu Guta bölgelerinde Türkiye ve İran’ın etkisi var. Güney bölgesindeki muhalif gruplara Ürdün ve ABD’nin etkisi olduğunu hem Tahran hem de Ankara kabul ediyor. Onların (Ürdün, ABD) katılımı olmadan bu bölgenin oluşturulması söz konusu değil.” açıklamasında bulunmuştur.(13)

  1. Astana Görüşmesi

Astana Görüşmelerinin 6.’sı 14 Eylül 2017’de Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM), Rusya, İran, ABD,  Ürdün, muhalefet heyetleri ve Esad rejimi arasındaki ikili ve üçlü görüşmelerle başlamıştır. İdlib’deki çatışmasızlık bölgelerinin sınırlarının çizilmesi ve ateşkesin uygulanması konusunda yapılması gerekenler en önemli konulardan biri olmuştur. 6. Görüşmelerden sonra 7. Astana görüşmeleri 30 Ekim 2017’de başlamıştır. Görüşmelerde sonuç olarak, Kazakistan Dışişleri Bakanı Kayrat Abdrahmanov,  tarafların önceki turlarda kararlaştırılan Suriye içindeki gerginliği azaltma bölgelerinde ateşkesin büyük ölçüde sağlanmasından memnuniyet duyduklarını ve garantörlerin DEAŞ, Nusra Cephesi, El Kaide ve onlarla bağlantılı örgütlerle mücadeledeki kararlılıklarının sürdüğünü belirtmiştir.(14)

Soçi Zirveleri ve Cenevre-8

22 Kasım 2017 tarihinde başlayan önemli Soçi zirvesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin ve Hasan Ruhani görüşmeleri başlatmıştır. Astana’da yaptıkları zirvelerde attıkları somut adımlarla Genevre Görüşmeleri ile karşılaştırıldığında bölge ülkelerinin Suriye’deki çatışmalarda daha belirgin rol oynayabileceğini kanıtlayan üç ülke, dünya basınında da ilgiyle takip edilmiştir zira Rusya bölgede bir ABD ağırlığına izin vermeyeceğini, Suriye’deki çıkarlarından vazgeçmeyeceğini ve bölgede etkili olan Turkiye ve İran gibi ülkelerle iş birliği içinde Suriye’yi elinde tutmak istediği mesajını tüm dünyaya iletmiştir. Rusya barışın sağlanması için tüm tarafların taviz vermesi gerektiğini hatırlatırken Türkiye ise terör örgütleri ile aynı çatıda bulunmayacağını belirtmiştir. İran tarafı ise Suriye’deki tüm terör hücreleri ortadan kaldırılması gerektiğini savunmuştur.(15)

Bir taraftan 8. Genevre görüşmelerinde yine somut bir sonuca varılamazken 2. Soçi zirvesi  30 Ocak 2018’de gerçekleştirilir. Muhalefetin bayrak ve filama sorunu yaşaması üzerine zirveye katılmama kararı alır ve temsil yetkisini Türkiye’ye devretmiştir. Zirveye, Türkiye’nin net tavrı üzerine PYD kabul edilmemiştir. Dışişleri Bakanlığı’nın zirve üzerine yaptığı açıklamada, bundan sonraki aşamada anayasa komitesinin kurulmasını ve garantör ülke sıfatıyla bunun Türkiye tarafından takip edileceği, yine Türkiye’nin Suriye’de gerçek bir siyasi değişim getirecek bir siyasi çözümün sağlanmasına yönelik çabalara destek vereceği, rejim üzerinde nüfuzu olan tüm aktörlerin üzerilerine düşen sorumluluğu yerine getirmelerinin beklendiği açıklanmıştır.(16)

Ankara Zirvesi

4 Nisan 2018’da Türkiye’de yapılan Ankara zirvesinde Türkiye, Rusya ve İran yine masaya oturmuştur. Ankara zirvesinde liderler, “Suriye genelinde şiddetin azaltılmasına yardımcı olmak ve Suriye ihtilafına kalıcı siyasi çözüm bulunması için Cenevre sürecine ivme kazandırmak suretiyle Suriye’de barış ve istikrara katkı sağlamak bakımından tek etkili uluslararası girişimin Astana formatı olduğunun altını çizdiği” şeklinde bir ortak açıklamada bulunmuştur.(17)

Tahran Zirvesi

7 Eylül 2018’de İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Tahran’da katıldığı üçlü zirve İdlib kentinde yaşananların ön planda olduğu bir toplantı olarak gün yüzüne çıkmış ve görüşmelerin ardından 12 maddelik bir bildiri yayınlanmıştır (18). Bildiride, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı, IŞİD, Nusra Cephesi ve El-Kaide gibi terörist grupların tamamen ortadan kaldırılmasında işbirliği, terörist gruplarla ateşkes rejimine katılmış silahlı muhalif grupların ayrıştırılması, siyasi sürece vurgu, Anayasa Komitesi’nin kurulması, sığınmacıların geri dönüşü, mülteciler ve ülke içinde yerlerinden edilmiş kişiler hakkında uluslararası konferans düzenlenmesi ve insani yardım gibi konular öne çıkmıştır.

Moskova Görüşmeleri

Ocak 2019’da yapılan görüşmelerde Suriye’deki son gelişmeler üzerine istişareler devam etti. Türkiye ve Rusya’nın devlet başkanlarının arasında geçen ikili görüşmelerde, Astana barış sürecinin devamına dikkat çekildi. Görüşmelerden önce, Erdoğan’ın “Suriye’deki krizi çözmede kritik öneme sahip Türkiye-Rusya işbirliği” başlıklı bir makalesi Rus Kommersant gazetesinde yayınlandı(19). Erdoğan, makalesinde, “Uygun şartlar oluştuğunda ülkemizi Suriye topraklarından tehdit eden teröristlerin peşine düşme hakkını saklı tutuyoruz” dedi (20).

Sonuç

Sonuç olarak, farklı çıkarlara sahip olan bölge devletlerinin, karmaşık Suriye denklemi içerisinde bir araya gelip bölge dışı aktörlerin dışarıda kalmasına belli ölçüde neden olduğu ve yedi yıldır devam eden bu süreçte bazı somut ilerlemelerin yine bu ülkeler sayesinde sağlandığı ortadadır. Bir barış süreci başlangıç itibarı ile bir sona yaklaşmak ve barışı tesis etmek amacı gütse bile gerçek anlamda çok daha yeni ve belkide uzun vadeli bir sürecin başlangıcı niteliğindedir.

 

Prof. Dr. Murat KOÇ

Melda Belkıs KÜPELİ. SSC

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
POPÜLER VIDEO GALERİLER
sanalbasin.com üyesidir

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları businessworldglobal.com'a aittir, haberleri kopyalamayınız.