Business World Global

Küresel Ticarette Türkiye’nin Durumu

Küresel Ticarette Türkiye’nin Durumu
49.878
15 Aralık 2019 - 13:01

Son 10 yılda, gelişen teknoloji ve dijitalleşme sonucu dünyanın en değerli ve en yüksek cirolu firmalarının sıralaması değişirken, “üretim” üzerine kurulmuş olan paradigma çöktü, katma değer üretim öncesi ve sonrası faaliyetler sayesinde daha fazla artmış durumda.

Yapay Zekanın müşteri profilleri üzerindeki isabetli analizleri ve bireylerin taleplerine anında cevap veren yapısı sayesinde, yepyeni bir işgal faaliyeti başladı diyebilirim. Mal Ticaretinde beklenen ivme gerçekleşmezken, e-ticaret ve sosyal medya üzerinden yapılan reklamlar küresel ölçekte büyük bir etkileşim yarattı. Bu durum “nihai mal ve hizmet birimleri” ile hesap edilen Milli Gelir tanımını tartışmaya açmış gözüküyor. Büyüme hızlarının bu tarif sebebiyle doğru hesaplanmadığı konuşulmaya başlanırken, konvansiyonel metotlarla hesaplanan düşük büyüme hızları yatırımcıları endişeye sevk ediyor, küresel sermaye akımlarının sürekli dalgalanması kaçınılmaz oluyor.

Tüm bu gelişmelerin ortasında, Türkiye’nin ihracat performansı küresel ticaret ile bazen aynı seviyede, bazen de altında bir seviyede yola devam etti. Hatta 2014-2018 yılları arasında dış ticaret hadleri açısından büyük olumsuzluklar yaşadı. Bunun arkasında, uygulanan dış ticaret rejiminin de payı bulunmakta.

Ara malı ithalatını kolaylaştıran hatta mecbur eden büyüme modeli 2002-2014 arasında etkili olurken, 2014 sonrasında da bu durumu tersine çevirmek için atılan adımlar tam tersine bir etki yaratmış ve üretim maliyetlerini yükseltirken, üretici/ihracatçıyı göreceli olarak pahalı ve kapasitesi yetersiz yerli ara malı üreticilerine mahkum etmiştir. Tüm bunların sonucunda ihracatın kg değeri 1.5 doların altında seyretmekte. Bu model, bu dış ticaret rejimi ve bu teşvik sistemiyle ileri gitmek mümkün değil gibi gözüküyor.

Diğer taraftan, Dünya Ticareti Doğu-Batı aksında devam ederken, Ticaret Bakanlığının Çin ve Hindistan gibi ülkelere mal ve hizmet satmak için seferberlik başlatmasına mesafeyle yaklaştığımı ifade etmeliyim . Bana göre Türk Sanayicisi Güney Doğu Asya Ülkelerinde yatırım yaparak, asıl katma değeri Türkiye’de tutmayı denemeli. Eğer maksat marka yaratmak ise, Türkiye sınırları içinde bunu başarmak mümkün değil. Çünkü firmalarımızın hem ölçek hem de organizasyon hem de yaklaşım olarak doğru bir seviyede olmadığı görülüyor.

Firmalarımızın yeni yükselen değerler olan Güney Doğu Asya Ülkelerinde yatırım yaparak, söz konusu ülkelere mal satabileceklerini artık anlamaları gerekiyor diye düşünüyorum.

Elbette, Küresel Ticarette Korumacılık Küresel Ekonominin önündeki en ciddi engel olarak durmakta. AB ve ABD’nin diğer ülkeler/bloklarla yaptıkları Serbest Ticaret Anlaşmaları Türkiye’nin önünde ciddi bir engel durumunda. Maalesef Ticaret Diplomasimiz bu konuda güçlü adımlar atamıyor. Bir yandan sıcak çatışma ortamı, diğer yandan ABD ve AB ile gerilen ilişkilerimiz sebebiyle elimiz kolumuz bağlı durumda.

Bir başka olumsuz gelişme de şu: Mal fiyatlarında hiç kimse bir yükseliş beklemiyor. Bu durum kar ve büyüme krizlerini beraberinde getirebilir. Nihayetinde Dünya Ticareti bir kez daha 2014-2018 arasında olduğu gibi bir durgunluk sürecine girebilir.

Fiyatların yükselmesi önündeki en önemli engel ise sert rekabet şartları. Artık farklı mal ve hizmetler de birbirine rakip olmaya başladı. Örneği bir çanta ile bir cep telefonu birbirine rakip, bazen de tamamlayıcı mallar olarak nitelendiriliyor. Sosyal Medya bu rekabetin en ciddi yönlendiricisi oldu diyebilirim.

Bu sebeple firmalar müşterilerin geri dönüşlerini artık sosyal medyadan takip etmeye başladılar. Ayrıca, akıllı telefonlara yüklenen uygulamalarla fiziki bir mekana ihtiyaç duymadan mal veya hizmet satışları gerçekleşiyor. Küresel Markaların başlattığı bu trend, dış ticaretin modelini de değiştirmiş gözüküyor. Bireyler yoğun çalışma saatlerinden alış veriş mekanlarına gitmekte zorlandıkları için mal ve hizmetler artık ayaklarına geliyor.

Bundan başka boşanma oranlarının hızla artışı, bireylerin eskisine göre daha küçük mekanlarda daha az eşya ile yaşamaya karar vermelerini neticesini yaratıyor. Dolayısıyla kalite/fiyat rekabetinde yarışan Türkiye’nin hem avantajlı hem de dezavantajlı bir durumu var. Firmaların bir yandan bireylerin bütçe olanakları doğrultusunda fiyat belirlemeleri gerekirken, “ucuz” algısından da uzaklaşmaları gerekiyor. Kolay bir rekabet değil elbette. Bu arada 65 yaşının üzerindeki nüfus her geçen yıl 5 yaşından küçük nüfusla arasındaki makası büyütüyor. Yani dünya nüfusu giderek yaşlanıyor. Bu sebeple genellikle gençlerin eğilim ve alışkanlıkları üzerinden para kazanmak için kurgulanmış Pazar yapısının giderek değişeceğini tahmin ediyorum.

Yukarıda da bahsettiğim gibi, dijitalleşme ekonomik modellerin ve dış ticaretin kurgusunu tamamen değiştirmek üzere. Sadece B2C değil B2B ticaretin de dijital ödeme sistemleri tarafından gerçekleştirilmeye başlanması, gümrük operasyonunu daha önemli hale getirdi diyebilirim. Mal ve Hizmetlerin dolaşımı “Ticaret Savaşları” sebebiyle kısıtlanmaya çalışılsa da, bu gelişmenin önünde durmak çok mümkün gözükmüyor.

Jeopolitik Riskler yatırımcıların da bir ülkeyi tercih ederken dikkatle baktığı unsurlar. Ancak 21. Yüzyıldaki sıcak çatışma sayısına rağmen ticaretin yola devam etmesi, bu risklerin sadece lokal şekilde etkili olduğunu gösteriyor. Yukarıdaki maddelerde bahsettiğim gibi, tüketimin bireyler tarafından birinci önceliğe alınmış olması, küresel markaların ve dijital firmaların yepyeni bir kolonizasyon faaliyetine girişeceklerini gösteriyor. Yani ülkelerden çok markaların egemen olacağı bir dünyaya ilerliyoruz. Bu sebeple rejimler, çatışmalar veya göç bu akımı ancak yavaşlatabilir. Durduramaz.

Katıldığım tüm konferansların en önemli konusu olan” İklim değişikliği ve Küresel Ticarete Olası Etkilerine” belki de en az hazırlıklı durumdayız. Klima üreticilerinden Turizm Yatırımlarına kadar iklim değişiklerine karşı hazırlıklı değiliz. İklim değişikliği ve mevsimlerde buna bağlı olarak yaşanacak ani gelişmeler sanayi ve hizmet firmaları üzerinde olumsuz etkiler yaratacak gibi gözüküyor. Bundan başka ani ve sert iklim olaylarıyla da karşılaşacağız. Bunun mal ve hizmet sirkülasyonuna olumsuz tesirler yapacağı konusunda ciddiyetle hazırlanmış raporlar var. Güzergahların değişimi bile söz konusu olabilir.

Şu anki büyüme modeli sadece “üretimi birim olarak artırma” felsefesi üzerine kurulmuş şekilde devam ediyor. Yüksek katma değer için, bilgi-tecrübe-tasarım üçlüsünün çalıştırılması elzem. Bunun için pilot projelerin fabrika veya ticarethane içinde değil, dışardaki korunaklı kuluçka bölgelerinde ele alınması gerekir diye düşünüyorum.

Prof. Dr. Emre Alkin

Altınbaş Üniversitesi Rektör

Yardımcısı. Ekonomist

EN ÇOK KAZANANLAR
    EN ÇOK KAYBEDENLER
      EN ÇOK İŞLEM GÖRENLER
        BUGÜN 1000TL NE OLDU?
        • -

          BORSA

        • -

          DOLAR

        • -

          EURO

        • -

          ALTIN

        sanalbasin.com üyesidir

        Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları businessworldglobal.com'a aittir, haberleri kopyalamayınız.